SÖZLERİN BANA AĞIR
Bugün ne haldeyim bilemezsin Ha denince unutulmuyor yaşananlar. Ha deyince söküp atamıyorsun Bende böyle yaşamayı seviyor değilim Ama olmuyor işte Bitmiyor Ben sessizim Sen sessizsin Bizi tanıyanlar sessiz.
Galibe sen hariç herkes korkuyor bu sessizlikten. Şimdi hiç tanımadığım Hiç ihtiyacım olmayan acılar yaşıyorum tarifsiz. Beynimde sorular harmanı Ruhumda hak etmediğim acılar. Her gün bir soru soruyorum kendime NEDEN.. Bitti sandığım anda dikiliyor karşıma tanıdık sorular yeniden Sorularım sorularla boğuluyor ben gibi nefessiz Anlıycan hiç iyi değilim. Unutursun diyenlere büyüyor içimde hasretin Değmez diyenlere inat canım acıyor. Ne haldesin hiç bilmiyorsun gülüm Sana dönde diyemiyorum Sözlerin bana ağır Gözlerimde buğu bakışlarımda ötelerin solukları Hayal kırıklığı,sessizlik. Bitti dediğin gün benim bitişimdi oysa Sormaya cesaret edemediğim bir sürü nedenler Ölüm gibi feveran ediyor sevdan Ölüm gibi ıssız Yüreğin nasıl diyenlere tebessüm ediyorum Oysa içimde poyrazlar Acı kış haykırışları Boynu bükük sonbaharlar Kirpiklerimde sıcak çiğ taneleri Anlıycan yıkılıyor üstüme kış gibi sevdan Kırağı vurmuş toprak gibi hasretin Bugün ne haldeyim inan bilemezsin.
Yaşam Ne kadar acımasız değilmi..? Bazen anlatamayız yaşadığımız mutluluğu... Bazende kaybolan iki göz oluruz gözyaşlarında...
Gözlerimiz yaptığımız hatalara takılır, Yaşadığımız aşkların gözyaşıyla dolu sayfalarında... Yüreğimizde dudaklarımıza yansıyan hüzünlü bir burukluk, Dilimizde söyleyeme yüzümüzün olmadığı, keşkelerimiz olur bianda.
Bir bakarız ki onca zamandan sonra koca bir yanlızlık var etrafımızda. Yalan sevgilerin peşinden koşmaktan yorulmuş dizler, Her yediği tekmeden sonra ağrıyan bir kalp, Sahte bakışlara kandığına isyan eden, Ve geleceği görememiş iki göz...
Evet..! Artık sadece bunlar vardır elimizde...
Oysa ki tek istediğimiz sevgimizi hakeden bir kalp, Sabah kaltığımızda bakıp; iyi ki varsın diyeceğimiz bir yüz, Öldüğümüzde yüzümüzde dolaşacak sıcak bir el, Ve gözyaşları arasında yanağımıza konacak bir veda busesi DEĞİLMİ...?
Çokmu şey istedik acaba hayattan.? Hiçmi haketmedik sıcak bir sarılmayı.? Hep yanlış kişiler içinmi akmalıydı gözyaşları.? Herzaman ayrılıkla mı bitmeliydi yüreğimizde büyüttüğümüz sevdalar.?
Kimsenin Cevap veremediği bir kaç soruydu işte kalemimden dökülenler. Sanırım şuan çoğumuzun sızlayan bir vicdanı, Ve gözünün önüne gelen bir ayrılık zamanı var..
Herkesin öldürdüğü bir sevgisi var benim ki gibi, Herkesin bir günü var içini sızlatan, Kendi elleriyle yanlızlığa ittiği bir aşk var haince. Bu yüzden ağlamıyormu yüreğimiz sessizce... Bu yüzden korkmuyormuyuz yanlızlıktan, Gün karanlığa döndükçe...
Birgün..!
Belki...!
Bir yerde...!
Buz gibi soğuk bir gecede,senden kilometrelerce ötede,her hücremde hissederken seni; Geçmek bilmiyor saatler... Akrep yelkona ulaşamazken;ki yeterince uzun geceler,ben bu karanlıkta sensiz ama hayalinle,izlerinle...dopdoluyum seninle...
Aynı şehrin ışıkları almalı gözlerimizi oysa, Aynı gökyüzüne bakıp, Aynı kayan yıldıza çevirip yüzümüzü,birbirimizi dilemeliyiz oysa...
Senden
uzakta olmayı susuzluk bellemişken,dilim-damağım kupkuru.Kat kat giydim
üstüme ne bulduysam...İlla ki üşüyorum ellerin olmadan. Soğuk iliğime kadar işliyor. Sen yoksun ya buralarda,tüm rüzgarlar yüreğime esiyor!!!
"Oysa tırnağımın ucuna kadar buz tutmuş bedenim..."
Belki üşümemeli bu kadar,belki ısıtmalı bu güneş az biraz.. Bakmaya alışmış,güneş bellemişken gözlerini...yapamıyorum buralarda
O yüzden... Senden uzakta yaşadığım eksiklik yüzünden, Aynı havayı solumadan seninle,içime basan kasvet yüzünden, Ve sayamadığım daha bir çok neden,içimi acıtan onca yol varken Bekle beni... En güzel gülüşümle yüzümde,tüm ayazı bırakıp yollara..Sana Geleceğim... Ellerimde huzur...yüzümde sevinç...gözlerimde sen...
 
Adına aşk koyduğun o büyük boşluğa Ben koca bir hayat sığdırdım... Beni sevmemene isyan edip kaçmak, Sende aradıklarımı hayatla doldurmaya Çalışmak,
 Ruhumun en büyük yanılgısıydı... Hayat bana en acımasız yüzünü Sevgini inkar ettiğim zamanlarda gösterdi... Ve şimdi asıl olmam gereken yerde, Hayata başladığım yerde, Kalbindeyim... Vazgeçilmez oluşunun sırrı bu işte: Senin olmadığın yerde ne olduğunu biliyorum...
Sen sözcükleri ölümsüz kılansın... Sen umudun Sen aşkın Sen özlemin Sen hayatın adısın... Simdi icimde cogaltığım sesimle haykırıyorum, Herkes duysun diye ... Hic kimse sevdama senin kadar yakışmadi Ve sevdam Kimseyi senin kadar yaşatmadı...

Gerçekten inanıp sevseydin beni Böyle sabahları beklermiydim hiç Çoktan yanında olurdum çoktan Gece üç beş nöbetleriyle bitmezdim Sensiz kaldığım ilk günden beri İçimde bir umut vuslata dair Akşamları imzaladım gözyaşlarımla Seni aramıyor seni sormuyorsam Bu senden vazgeçtim demek değildir Bir daha böyle sevecek olsam Bir kalemde silerdim seni...

Yoksun... simdi yorgun yüregim... Bunca cabaya ragmen o mutluluk gülüsünü yüzünde göremedigim icin yorgun. Cesaretsizliginle,umursamazliginla, aska burun kivirmanla yorgun. Bu yüzden daha fazla kaldiramayacak seni. Daha fazla yasayamayacak bu umutsuz aski. Yüregim seni bu askin en zayif halkasi secti... Güle güle...

Ölsem, Ölüp gitsem mesela, Nasıl öldüğümü bilmeden, aniden.
 Sen gelirsin aklıma yine Hani ölmüşüm de Sevdiklerim, sevmediklerim, Üzgün, ağlamaklı herkes. İyiliğim, güzelliğim, bahtsızlığım, Pişmanlıklar, keşkeler, feryatlar Ürpertiler rüzgarla karışık, Sessiz dualarla örtülür ya toprak İçim burkulur, üzülürüm Ölüp gittiğime değil de Seni burda yapayalnız, bensiz Koyup gittiğime yanar, yanar içim Sen aklıma gelince Sessizce akar süzülür gözyaşım. Sevdiğim, yoldaşım, aşkım Burkulur yanar içim
 
 beni nereye koyuyorsun böyle? neresinde yaşıyorum yüreğinin? var mıyım senin için, gecelerinin masalsı düşü ben miyim yoksa kendin misin?... beni sığdırabiliyor musun içine? hangi yana baksam tünel; sonsuz uçurumlar gibi dipsiz ve kuyu hani içinin aynasıdır ya sevdiğin, benim aynamda karanlık aksetmekte... öyleyse anlarım ki ben de yokum sen de. beni nerede yaşatıyorsun söyle? cennetin miyim senin, amber kokulu bahçelerinde gezindiğin? yoksa kaybolduğun kör kuyun mu, dehliz yalnızlıklarını yitirdiğin? artık anlamsız geliyor tüm sorular yanıtlarını bir gün verecek olsan bile ben de bir şeyler buram buram, ben de çok şey ılık ılık, ben de sen acıtarak, kanayarak eksiliyor... ben seni bunca zamana ağırlayamazken ruhumda aitsizliğim çaresiz çoğalıyor... ve görüyorum aynada yüzü silinmiş suretimi sen bende herşeysin belki ama ben sende yitiyorum için için... beni nerelerde arıyorsun öyle? yüreğine sor bir de mutlaka cevabı gelecektir sessizliğinin...

Terkediyorum bu şehri Terkediyorum yanlızlığını bile Türkülerden içli Seni sevmenin tadıyken İçimde kıpır kıpır çoşkun
Terkediyorum bu şehri Sana olan yangınlığımı bile Şiir gözlerine son kez olsun bakamadan Doyamadan içimde dirilttiğim sevdama
Terkediyorum işte bu şehri ve usuldan bir yağmur yağıyor önce Otobüs camları buğulanıyor Yüreğim ha yağdı ha yağacak Ellerimle bir kalp çiziyorum Bir yana senin isminin Bir yana benim ismimin başharflerini Titreyen ellerle çiziyorum Gök gürlüyor ürperiyor terkeden duygularım Fırtına çıkıyor Ben son kez selamlarken bu şehri Şehir sanki yerinden sökülüyor Önde ben ardımda sel suları Alıp götürüyor beni kendimden ve senden uzaklara
Şoförün cızırtılı çalan radyosu bölüyor sessizliği Bir gecekonduyu sel bastığı haberleri çınlıyor kulaklarımda Merhametli bir el olup uzanamadan insanlığa Gidiyorum işte O gecekonduda sele kapılan benim Hasret benim,çaresizlik benim Kahrolan benim Çaresizliğimi derinleştiren Cızırtılı haberlerle geçiyor zaman Yağmura inat hızlanıyor şoför Terminale ulaşıyoruz Yağmur karanlığında bir akşam üstü Otobüsler kovalıyor birbirini Dönüp ardıma bir kez daha bakıyorum şehre Sana,sesine ve Yaşanmış onca güzel güne Terkediyorum Terkediyorum bu şehri Elveda...
Şimdi gitmek var aklımda
Bu şehri terketmek...
Sahip olduğumu sandığım
Ama hiçbir zaman benim olmayanları
Arkamda bırakmak...
Tüm anılarımı denize atmak...
Belki yeniden başlamak...
Yalan sevgilerden yoruldum artık.
Zaten daha fazla kandıramıyorum kendimi sevildiğime,
Yalnızlıktan kaçamıyorum daha fazla
Ne de hayal kırıklıklarından...
Şimdi kalmak anlamsız.
Biraz daha beklersem
Umutsuzluğun karanlığı hapsedicek beni.
Şimdi,
Ş imdi gitmem gerek...
Güneşin doğduğu bir yere.
En azından bakışlarımı kaçırmam gerekmeyen bir yere.
Hoşçakalın hayallerim
Ve ne olur beni unutmayın...
Bu şehirde durabilir miyim ben, Yeniden çıkıp sokaklara Avazım çıktığı kadar bağırabilir miyim. Şarkılar söyleyebilir miyim artık, Gözlerimde bu hüzün, kalbimde sızın varken Oysa ne hayaller kurumuştum senin üsütüne Şiirler yazmıştım adına Bu gün bizim yarında bizim olacaktı. Yıldızların altında elele yürüyecektik. Gece ay, gündüz güneş kıskanacaktı Olmadı işte Ben koştum ardından sense kaçtın Yetişemedim. Her yolu denedim her şeyi söyledim. Olmadı Sen, beni sevmeyi beceremedin Bense sensiz olmayı Hazanda kuruyan yapraklar gibiyim Ne yana savursa rüzgar o yana gidiyorum Bahara döner mi ömrüm Bu kışta yaza çıkar mı bilmem Ağlasam sızlar mı yüreğin Yalvarsam döner misin geri Sen... Sen bende hayallerin gerçek olmasıydın Sen umuttun sevgiydin Sen yaşama sebebim olabilirdin. Şimdi yoksun Ben var mıyım bilmiyorum. Sesini duysam seni görmek isterim Seni görsem elini tutmak isterim Elini tutsam sarılıp öpmek isterim Eğer öpebilsem ben kendimden geçerim. Aslında kırgın değilim sana Dargın değilim Olmayınca olmuyor aşkım. Oysa ben neler vermezdim senin uğruna Canım canına can olsa al senin olsun derdim. Seninle bir gün için ömrümü verirdim Olmadı Ben Anladım ki senin hayatında Benim istediğim yer yok bana Bırak beni nolur git artık bu şehirden Kendi sevdalarına Sen kendi dünyana ben kendi dünyama Güle güle aşkım güle güle

sen gözden kayboluncaya kadarmış bu şehrin güzelliği
kararlı bir ayrılığa gittin diye
nefret ediyorum bu gardan, bu otobüslerden...
bu hüzün sımsıcakken
aşka ilk kez yenilmişken
nasıl giderim sobası sönmüş evimize?
ben ışıkları sönük bir evin kapısını hiç açmadım ki!
‘‘ve insan ayrılırken de büyük olur...‘‘ diyecek kadar cesaretli olmadım hiç...
gözyaşlarımı içime akıtıp kabullenmeden önce yokluğunu direniyorum

sen geceyi geçerken başını cama yaslayıp
bir kar fırtınasını seyrediyorsun
beyaz bir hüzün üşütüyor seni
hırkana dolanıyorsun...
beni hatırlıyorsun, sevinçlerimizi
kavgalarımızı da...
gözündeki yaşına uymayan
bir gülüş sarıyor yüzünü
otobüs camındaki görüntünü görüp irkiliyorsun
bana bavulunu bile taşıtmadığın yolculuğuna
yeniden başlıyorsun...
dinlediğin radyo ayrılık şarkılarını kesip ‘‘kar yağışı ülkeyi felç etti‘‘ diye abartırken yalnızlığına bir bensizlik taşıyorsun...

sen beni düşünmeyi suç sayarken
ben içimde açtığın uçuruma düşmeden önce
seni biriktiriyorum...
tenimde parmak izlerin, kokun...
şimdi pusuya yatmış bir kederin
beni yalnız yakalamak için öfkelendiğini biliyorum
o yüzden kalabalıklaşıyorum
düşmeden dostlarıma tutunuyorum...
biliyorlar sensizliğimi sebebi belli bir yangında yanacağımın telaşındalar... en teselli veren cümleleri kuruyorlar
ve içlerinden biri unuttum diyor giden aşkını
(sarılırken yeni sevgilisinin beline eski sevgilisine sarılır gibi)
ama sen sıradan bir alışkanlık değildin ki!
biraz sonra herkes iki kişilik dünyalarına dönünce
ben nasıl taşırım beni ve omuzlarımdaki yitik sevdayı? nefesini yüzümde duymadan gelir mi uykular?
sabah olur mu? sen olur musun bir daha?...

işte herkes gitti...
yüzümde kalan son gülümseme de yalan oldu sonunda
korkuya benzer duygularla tanıdım aşkın ikinci yüzünü
ayrılığın şiirlerine hiç dokunmamıştım
her şey seninle başladığından
güzelliklerin bile adını koymamıştım
hiç bir yasa seni benden koparamayacakken
şimdi nasıl yaşarım sensiz?... ben ışıkları sönük bir evin kapısını hiç açmadım ki!... ‘‘ve senden ayrılmakta güzeldir...‘‘ diyecek kadar kahraman olmadım hiç...

 |